Adalet Bakanlığına açık ihbar: Şırnak Üniversitesindeki atama skandalları aydınlatılsın

Haber gorseli

Şırnak Üniversitesi Rektörü Abdurrahim Alkış’ın manşetleri süsleme hikâyesi 2023’te başladı…

Aydınlık’ta 2023’te yer alan bir haberde, Şırnak Üniversitesi Rektörü Abdurrahim Alkış’ın FETÖ’nün sözde akademi imamı firari Şerif Ali Tekalan’a gönderdiği iddia edilen rapor aktarıldı. Raporda, 303 üniversite personelinin sicil numaralarından örgüt içi derecelerine kadar tek tek fişlendiği görülüyordu…

Hikâyenin sonrası adeta devam filmleri gibi…

2024, 2025 ve 2026’da yine skandal uygulama ve paylaşımlarını içeren haberlerle Aydınlık, Odatv ve Cumhuriyet’in manşetlerine renk kattı Şırnak Üniversitesi Rektörü…

Haberler karşısında savunması ise hep aynıydı; haberlere konu paylaşımları gerçek değildi, üretilmişti…

Ve tarihler 10 Nisan 2026’yı gösterdiğinde, deneyimli gazeteci Fatih Ergin’in YENİÇAĞ’da “Skandal rektör: TBMM’ye ve cumhuriyete hakaretler… Süreç bitmeden atayacağı isimleri ilan etti” başlıklı haberi yer aldı…

Şüphesiz haberimiz büyük bir yankı uyandırdı. Milletvekilleri suç duyurusunda bulundu. Bülent Arınç bile kayıtsız kalamayıp rektöre tepki gösterdi.

Rektör Alkış’ın açıklaması ise aynı minvalde oldu… TBMM ve Cumhuriyete hakaretler ettiği, ilan süreci bitmeden üniversitede atayacağı isimleri tek tek belirttiği paylaşımını “sahte”, “gerçek dışı” diyerek inkâr etti.

Sonra ne mi oldu?

Bakın burası çok enteresan; inkar ettiği paylaşımda yer alan ve atayacağını duyurduğu dokuz ‘itaatkâr’ ismin hepsi Mayıs 2026’da belirtilen kadrolara ve görevlere atandı…

Özetle yaptığı atamalarla, inkâr ettiği paylaşımın doğruluğunu kendisi kanıtladı.

Fikri takip gazetecilik mesleğinin gereğidir. YENİÇAĞ, bu gelişmeyi de haberleştirdi. Hakkındaki her iddiaya ‘iftira, yalan, ben yapmadım’ açıklamalarını yapan değerli rektörümüzden nedense bu kez ses bile çıkmadı!

Ha, şüphesiz bu haberimize ses veren oldu… Üstelik kim derseniz Şırnak Üniversitesi! Akademisyenleri YENİÇAĞ Gazetesi’ne teşekkür mektubu gönderdi.

Haberleştirip yayımladığımız ve bizzat akademisyenler tarafından ifade edilen ‘ben yapmadım, yalan, iftira’ ifadelerine konu olan olaylar silsilesinin yer aldığı o mektup da sahte miydi acaba? İnsan düşünmeden edemiyor…

Takvimler 30 Haziran’ı gösterdiğinde ise Rektör Alkış, üniversite kadrolarına atamaları yapılan akrabaları için savunması olan “İnancımın gereği” paylaşımıyla YENİÇAĞ’ın manşetindeydi.

Burada biz de düşünmedik değil, ha neyi düşündük derseniz ‘bu kadar da olmaz!’ diye düşündük elbette… Gelgelelim sevgili Fatih Ergin anlayışlı davrandı önce… “Koymayalım bu ekran kaydını” dedi, haberin ilkinde yer vermedi. Sonra baktık olacak gibi değil, rektörden çok rektörcüsü var; yerleştirdi ki ‘biz görünce gözlerimize inanamadık, e buyurun siz de inanamayın öyleyse’ dercesine!

E hâliyle bu kez kelimenin tam anlamıyla kıyamet koptu. Haberimiz Türkiye’nin gündemine oturdu, günlerce konuşuldu. Rektör Alkış’tan aynı savunma geldi; yine yapmadığı bir paylaşımı üretip o yapmış gibi haber yapmıştık!

Vallahi biz yorulduk Sayın Alkış, sizin bu ‘yapmadım, etmedim’ isyanınızdan…

E haber kayıtlı, ispatlı hâle gelince Alkış ne yaptı?

Söz konusu haberimizi yalanlarken, üniversiteye aldığı yeğeninin, kendisi rektör olmadan önce Şırnak Üniversitesine başladığını söyledi. Oysa 2025 yılında doktor öğretim üyesi olarak İlahiyat Fakültesine atadığı yeğenine cübbe giydirmişti.

Cübbe giydirmenin fotoğrafı paylaşıldı, ona da sessiz kaldı.

Konuyla ilgili yaptığı açıklamayı da bir gazetecilik ilkesi olarak cevap hakkına saygı gereği hiç şüphesiz haberleştirdik. Ve tüm bu gerçeklik gözler önüne bu şekil seriliyken Sayın Alkış ne yaptı dersiniz?

Kamuoyunu tatmin etmekten son derece uzak, somut soruları teğet geçen açıklamaları yaptıktan sonra “Koltuğumu nasıl korurum?” telaşıyla kendisine destek arayışına girdi.

Medyada bilinen ‘kelli felli isimlere’ aracıları aracılığıyla yazılar yazdırdı… O yazılara da hak baki cevap verdik…

Nepotizm kimin mi umurunda, bizim!

Derdimiz ne Şırnak Üniversitesi Rektörü, ne göreve atadığı isimler, ne de görevliler… Neresinden tutarsanız tutun, elimizde kalan Türkiye fotoğrafından bir kesiti sunmaktı sadece…

Öyle ki; ilmin, irfanın ve liyakatin tecelli etmesi gereken üniversitelerimiz, ne yazık ki bugün liyakatsizliğin, usulsüzlüklerin odağı hâline gelen birer yönetim krizine dönüşmüş durumda. Geçtiğimiz aylarda yaşanan Bilgi Üniversitesinin bir gecede kapanıp, sonra adeta ‘pardon yanlış olmuş’ diyerek yeniden, Erdoğan’ın bizzat ve yerinde müdahalesi ile açılmış olduğunu da anımsatmak isterim.

Şimdi Alkış’a referans olan başlıca isimlere sorarım size…

Sizce bu ve buna benzer bir kriz ve belli ki kangrene dönmüş bir hikâye olan Şırnak Üniversitesi ve yaşananları, muhalefeti nepotizmle eleştiren sayın iktidar partisine mensup isimler yaşamak veya yaşatmak ister mi?

Adalet Bakanlığına ‘çok ivedi’ serzenişi öyle mi?

Geçtiğimiz gün mail kutuma bir mail geldi… Sayın Alkış ‘gereği yapılmak üzere’ Adalet Bakanlığına hakkımızda ihbarda bulunmuş…

Şöyle bir suç işlemişiz: “Somut olayın niteliğine göre Cumhuriyet Başsavcılığınca resen takdir edilmek üzere; gerçeğe aykırı haber ve isnatlarla kurumsal itibarı hedef alan içeriklerin yayımlanması nedeniyle başta iftira niteliğindeki fiiller olmak üzere, hakaret, kişilik haklarına saldırı niteliği taşıyan eylemler, kamu barışını bozma ihtimali taşıyan gerçeğe aykırı bilgi yayma fiilleri ve sair ilgili suçlar…”

Alkış’a bir tavsiye verelim. Bak Sayın Alkış, kendine AK Partili yakın aramaktansa esaslı bir hukukçu arasan ya da ‘itaatkâr’ atamalar kadronda iyi bir hukukçu bulundursan mı?

Haberlerimizde asla kurum ve kurum çalışanları konu edilmemiştir. Ben az söyleyeyim, sen bir hukukçuya nasıl bir başvuru yapman gerektiğini çok sor!

Şimdi gelelim asıl çağrıya…

Adalet Bakanlığına ‘Çok ivedi’ çağrıda bulunuyoruz… Hatta kendimizi ihbar ediyoruz…

Madem Alkış’ın iddia ettiği gibi bizim haberimiz sahte ve dijital ortamlarda üretilmiş bir paylaşıma dayanıyor…

O vakit bize soruşturma açılsın! Dijital materyallerden akrabalara, her birimiz bir araya gelelim şu konu bir aydınlığa kavuşsun. Bizler vatan, millet ve yurttaş sevgisi olan kurum ve kişileriz. Şüphesiz ki adaletin vereceği karara güveniriz…

Hatta bize karşı başlatılacak bir hukuki sürece, rektörün üniversitede görev yapan akrabaları da müdahil olsun…

Bilirkişi incelemesi yapılsın, adli bilişim uzmanları raporlasın…

Hangisi sahte, hangisi kurgu, hangisi montaj tek tek ortaya dökülsün. Sildiği paylaşımın ekran kaydı mı sahte, yeğenine kendi elleriyle giydirdiği cübbenin fotoğrafı mı montaj, yoksa ilan süreci bitmeden duyurup Mayıs ayında noktasına virgülüne kadar aynı kadrolara atadığı o 9 isim hayal ürünü mü, biz de bilelim…

Eğer bu haberler sahteyse, kamuoyunu yanıltmaktan biz ceza alalım…

Ama yok, o görseller ve videolar gerçekse; liyakati ayaklar altına alanlar, “inancımın gereği” kılıfıyla akrabalarını devletin kadrolarına dolduranlar, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyete ve TBMM’ye hakaret edip sonra da “Ben yapmadım” diye inkâr edenler hesap versin!

Öyle arkasına bürokrasiyi alıp, etkili köşe yazılarının, komisyonda konuşan YÖK Başkanının arkasına sığınıp yazılar yazdırmakla, “Bize kumpas kuruyorlar” mağduriyetine yatmakla bu işlerin üstü örtülmez.

Gazetecilik maske düşürme sanatıdır; biz o maskeyi düşürdük.

Biz buradayız, haberimizle, belgelerimizle… Ve hakikatin bükülmez gücüyle dimdik ayaktayız.

Şimdi soruyoruz: Bizi dava etmeye var mısınız, yoksa o cübbe fotoğrafının gölgesinde sessizce susmaya devam mı edeceksiniz?

NOT: “Yazmayayım” diyordum ama savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu da ifade etmişti açıklamasında… Ha inanın kapıya bir kişi gelmedi ‘hakkınızda suç duyurusu var’ diye…

Ne diyeyim yoksa onu da mı başkası yaptı? Olabilir mi, e olabilir… Alkış öyle alıştırdı nihayetinde.

yok

Author: Fatma Koç