Seçtiğiniz Gıdalar Kişiliğinizi Yansıtır! İşte Yemek Yemenin Psikolojisi

Çoğumuz yemek yemenin beslenme amaçlı olduğunu düşünürüz. Elbette bu doğrudur ama beslenme yemek yeme denkleminin bilinen kısmıdır. Bilinmeyen kısmında ise buzdağının görünmeyen yüzü, yani psikolojik boyutu vardır. Duygular, düşünceler, olaylar, kişilik özellikleri, ruhsal sorunlar ve daha pek çok faktör yemek yeme mekanizmasını doğrudan etkiler. Çünkü zihin ile beden birbirlerini doğrudan etkiledikleri sürekli bir ilişki içindedir.

Yeme davranışımızı etkileyen psikolojik faktörler sürekli iş başındadır

Çoğu kişi çocuklukta yaşanan travmalar, bağımlılık ilişkileri, depresyon, kaygı, öfke, yalnızlık, sevgisizlik, özgüven eksikliği gibi olumsuz duygularıyla başa çıkabilmek için yeme davranışını kullanır. Yemek yemek kısa vadede duyguları yatıştırmaya, stresi ve kaygıyı azaltmaya yardımcı olabilir ama bu kısırdöngü içinde sürekli yemek genellikle pişmanlık ve suçlulukla sonuçlanır ve kilo artışıyla birlikte olumsuz beden imgesinin oluşmasına neden olabilir. 

Stres, korku, kaygı, öfke gibi tüm olumsuz düşünceler vücutta fizyolojik stres yanıtı oluşmasına yol açar. Bunun sonucunda kortizol ve insülin hormonları daha fazla salgılanır. Bu hormonların fazlası vücudun kalori yakma kapasitesini düşürerek yağ depolanmasına ve kan şekeri dengesini bozarak yeme bozukluklarına neden olur. Dünyanın en iyi diyetini de uygulasanız, kaygılı ve stresli bir ruh haliyle kilo vermeniz oldukça zor olacaktır. Bir de buna uygulanması zor diyetler, tatsız tuzsuz yiyecekler ve yoğun egzersiz programları eklenirse kaygı düzeyiniz artacak ve iş daha içinden çıkılmaz bir hâl alacaktır. İnsanın metabolik enerjisi vücudu hayatta tutmaya programlanmıştır. 

Dolayısıyla dünyanın en güzel, en sağlıklı yiyeceklerini yediğinizde bile eğer ruh haliniz iyi değilse, zihniniz kalori yakımını durdurarak vücudunuzu korumaya alacaktır. İnsanın doğasında temel bir paradoks vardır: Bir parçamız içimizde huzur isterken, diğer parçamız buna karşı savaşır: Yemek konusunda da durum böyledir. Bir yandan sağlıklı ve düzenli beslenmek isterken, diğer yandan tüm kuralları yıkmak, neyi ne kadar yiyebilirsek yemek isteriz. Bunu da genellikle içimizdeki duygusal açlığı, yani sevgi, ilgi ve beğenilmeye duyduğunuz ihtiyacı bastırıp iç huzura kavuşmak için yaparız. Ancak depresyon, yas gibi yoğun üzüntünün hâkim olduğu durumlarda yeme isteği de kaybolur.

Yemek tercihleri kişilik özelliklerini yansıtır

“Bana ne yediğini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” sözünü “bana nasıl yediğini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” şeklinde uyarlamak da mümkün. Yemek kültürü, büyük ölçüde sosyal yapıyla şekillenen bir olgu olmakla birlikte yemek yeme davranışı, iç ve dış uyaranlarla gerçekleştirilen kişisel bir eylemdir. Dış uyaranlar yemeğin, tadı, kokusu, görünüşü gibi doğrudan yiyecekle ilgili fiziksel özelliklerdir. İç uyaranlar ise düşündüklerimiz ve hissettiklerimizden kaynaklanan psikolojik süreçler ve kişilik özelliklerimizdir. Yemek tercihleri kişilik özellikleriyle ilgili önemli ipuçları verir. Koku ve tat duyuları, beynimizde limbik sistemde işlenir. Limbik sistem aynı zamanda duygu ve davranışlarımızda da etkili bir mekanizmadır; özellikle içgüdüsel veya otomatik davranışlarımızla ilişkilidir. Aynı yerde işlenmelerinden dolayı tatlar ve kokularla duygu ve davranışlarımız arasında bir bağlantı vardır. Bu konuda dünyanın önde gelen üniversitelerinde yapılmış çok sayıdaki araştırmanın sonuçları belli kişilik özelliklerine sahip kişilerin belli yiyecekleri tercihleri ettiklerini ortaya koymuştur.

Bu sonuçlar; narsist kişilerin acı yiyecekleri tercih ettiğini, heyecan arayanların baharatlı yiyecekleri sevdiğini, maceracı kişiliklerin yeni tatlar denemekten hoşlandığını, duygusal kişilerin daha çok meyve ve sebze tükettiğini, kaygılı ve içe kapanık kişilerin tatlı yeme eğiliminde olduğunu, dışa dönük kişilerin et ve alkolden hoşlandığını gösteriyor.

Tercih ettiğimiz yiyecekler gibi yemek yeme tarzımızın da kişilik özelliklerimizle ilişkilisi söz konusudur. Yine bu konuda yapılan çok sayıdaki araştırmanın vardığı ortak sonuçlar yemek yeme biçimine göre kişilerin özelliklerine dair ipuçları veriyor. Örneğin; tez canlı, dışa dönük ve rekabeti seven kişiler genellikle hızlı yemek yerken, sakin ve soğukkanlı kişiler yavaş yiyor, mükemmeliyetçi kişilik yapısına sahip olanlarsa sofra düzenine ve yemeğin sunumuna fazlasıyla özen gösteriyorlar.

Neden yemek seçiyoruz?

Yemek seçme, genellikle çocuklara özgü bir davranış gibi düşünülse de aslında neredeyse herkesin yemeyi tercih etmediği yiyecekler vardır. Et yemeyenler, sebze sevmeyenler, beyaz gıdaları tüketmeyenler, püre ya da çorbadan tiksinenler, karbonhidrattan başka bir şey yemeyenler, her öğünde tek tip gıda yiyenler ve daha neler neler… Bu liste uzayıp gider. Peki neden yemek seçeriz? Bazı yiyecekleri neden yemek istemeyiz?

Yemek seçmenin pek çok nedeni olabilir. En yaygın ve öncelikli olan neden, gıdaların tat, doku, koku ve görünüşlerinin hoşumuza gitmemesidir. Damak tadının ve yeme alışkanlıklarının gelişimi bebeğin anne sütüyle tanışmasıyla başlar. Yeterince anne sütü almamış ya da çok uzun süre sadece anne sütüyle beslenmiş kişilerde yemek seçme alışkanlığı sık görülür. Çocukluk döneminde annesi tarafından kaşıkla kovalanan ve aç da olsa tok da olsa zorla bir şey yedirilmeye çalışılmış kişiler, sonraki yıllarda bunun acısını yemek seçerek çıkarırlar. Daha önce yediğimizde hoş bir tat almadığımız ya da sonradan bize rahatsızlık veren yiyecekler de bir daha yemek istemeyeceklerimiz arasındaki yerini alır.

Herkes her şeyden aynı tadı almaz

Yemek seçme öncelikle gıdaların tadıyla ilgili bir tercihtir. Dildeki tat alma reseptörleri gıdalardaki kimyasalları tespit ederek ve bu bilgiyi beyne aktararak tuzlu, acı, tatlı, ekşi gibi temel tatları ayırmak için uzmanlaşmıştır. Yemek seçen kişilerde tat alma reseptörlerinin daha fazla olduğu ve bu nedenle tüm tatları hassas bir şekilde algıladıkları biliniyor. Yani bu kişiler, diğer kişilere göre tatları daha ince ayrıntısına kadar hissederler. 

Böyle olunca da acı bir gıdayı herhangi biri sadece acı olarak algılarken bu kişiler dillerinden aldıkları güçlü sinyallerle çok acı ya da az acı ayrımı yapabilirler. Ayrıca bu kişiler, aşırı hassas tat alma duyuları yüzünden bir yiyecekteki bütün tatları ayrı ayrı algıladıkları ve bunların kombinasyonu hoşlarına gitmediği için o yiyeceği yemek istemeyebilirler.

Yiyeceklere yüklenen anlam

Yemek seçmenin nedeni kimi zaman geçmişten gelen travmalar ya da anılardır. Bazı gıdalar geçmişteki kötü deneyimleri hatırlattığı için artık o gıdaları yemek istemeyiz. Bu travmalar doğrudan gıdanın kendisiyle ilgili olabilir. Örneğin, kabak yemeği yerken boğazına kaçan ve boğulma tehlikesi geçiren biri muhtemelen bir daha kabak yemek istemeyecektir. Bazen de doğrudan yemekle ilgisi olmayan bir travma ya da yaşanan kötü bir olay sırasında aynı sahnede olan bir yiyecek de kara listeye alınabilir. Örneğin, birlikte çıktıkları bir yemek sırasında sevgilisiyle kavga edip ayrılan biri, o anda yiyor olduğu pizzayı sevgilisiyle birlikte tamamen hayatından çıkarabilir. Kimi zaman da yiyecekleri mekanlarla ya da kişilerle özdeşleştiririz. Sevmediğimiz bir kişinin sürekli yediği ya da yaptığı bir yemek bize onu hatırlattığı için tercih ettiğimiz yiyecekler arasında yer almaz. Belirli bir süre sürekli aynı şeyi yemiş olan kişiler de o yiyeceği bir daha görmek bile istemeyebilir. Örneğin, annesi tarafından sürekli yumurta yemeye maruz bırakılmış bir çocuk için yumurta kaçınılacak ilk yiyecek olacaktır.

Yemek seçme aşırıya kaçarsa…

Bazı yiyeceklerden hoşlanmamak, onları yemeyi tercih etmemek normal bir durumdur ve yaşamı olumsuz etkilemez. Ancak yemek seçme aşırıya kaçarak sağlıklı beslenme kriterlerinin dışına çıkacak şekilde yeme alışkanlıkları geliştirmeye yol açıyorsa, yaşamı olumsuz etkilemeye başlar. Belirgin bir beslenme eksikliği, kilo kaybı ya da artışı, çocuklarda gelişme ve büyümenin duraklaması ve beslenmeyle ilişkili diğer fiziksel rahatsızlıklar gibi sonuçları olur. Bu durum beslenme bozukluğu olarak değerlendirilir ve profesyonel destek gerekir.

Web

Instagram

Facebook

Twitter

YouTube

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*